Sosyal Medya

FacebookTwitterRSS

İstanbul Barosu’ndan “Yönetişim” Manzaraları (2)

İstanbul Barosu’ndan “Yönetişim” Manzaraları (2)

Şevki Şimşek

 Artık sosyal tesisimiz var…

Rüyamız gerçek olmuş, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunan dahili ve harici arabulucuları bir otel baskınıyla topraklarımızdan kovmuş Kocasakal yönetimi sayesinde Kanlıca’da yıllardır özlediğimiz sosyal bir tesise kavuşmuştuk. Ben de bunun coşkusu ve mutluluğuyla geçen hafta sonu eşim ve çocuklarımla sabah erkenden evden çıkmış, tesisin yolunu tutmuştuk.

Aman ne büyük, ne görkemli bir tesis ki aklınız durur ?    Kocasakal yönetiminin kırmızı kart gösterdiği Türkiye Barolar Birliği’nin tesisleri, İstanbul Barosu tesisinin yanında nargile meraklısı gençlerin kaçamak sundurma kafeleri gibi kalır.

Yirmibin metrekare alan üzerinde kurulu tesisin yedibin metrekarelik büyük otelinde konforlu odaları, eşsiz teras ve boğaz manzarasına sahip kahvaltı salonu bulunmaktadır. Zengin kahvaltı menüsünden  çatlayıncaya yedik. Arkasından kahve ve gazete okuma keyfi, sormayın gitsin.

Eşim ve çocuklar kapalı yüzme havuzunda yüzmekte iken ben de karşılaştığım avukat arkadaşlarımla oyun salonuna geçip bilardo oynadık. İçim içime sığmıyordu, burada yok yoktu. Her şeyi bir anda yapmak istiyordum, sauna, fıtness, Türk hamamı, buhar odası, masaj salonu. Ama ne mümkündü. Gün çabuk geçiyordu.

Tesisin kapalı restoranında Türk ve dünya mutfağının sağlıklı ve lezzet dolu zengin yemek çeşitlerini bulmak mümkündü. Biz beyti yemiştik. Çok güzeldi. Ardından otelin lobi barına çekilmiş mutlu mutlu TV izlemiş, keyifli dakikalar geçirmiştik. Tesisin iş veya eğlence amaçlı etkinlikleri için çok amaçlı toplantı salonları, sinema salonu, futbol, basketbol, voleybol sahaları, iki adet tenis kortu, kapalı spor salonu, açık ve kapalı yüzme havuzları, kütüphanesi, bilgisayar odası,    beşyüz araçlık kapalı, bin araçlık açık otoparkı sair her şeyi mevcuttu. Bu arada, ‘avukat tatilde de olsa davalar ve müvekkiller peşini bırakmaz’anlayışıyla olacak internet, faks, fotokopi ihtiyaçları için 24 saat hizmet veren Business Center unutulmamıştı.

Tüm hizmetleriyle ideal bir dinlenme ve konaklama yeri olan bu sosyal tesise İstanbul’un her tarafından neredeyse 3 dakikada kolayca ulaşmak mümkündür. Ha bu arada söylemeyi unuttum; her şey çok ucuz. Örneğin bir bardak çay on kuruş. Varın gerisini siz hesaplayın. Artık hafta sonlarını iple çekiyorum. Ya siz… Siz ne duruyorsunuz… Haydi tüm avukatlar Kanlıca’ya, baro sosyal tesislerine. Tesisten çıktığınızda vapur iskelesi önündeki çay bahçesinde meşhur Kanlıca yoğurdunu yemeyi unutmayın.

Sağlıkta devrim…

Benim güzel ve bahtsız ülkemde, bazı kendini devrimci zannedenler sosyalist veya milli demokratik devrimi hayata geçiremeyip biz çocuklara güneşli güzel günleri gösterememiş olsalar da başka “devrimler” yaparak bizi sevindiriyorlardı.

 

İşte, kendisinin ‘hem Kemalist hem sosyalist” olduğunu zanneden Kocasakal ekibindeki kimilerinin etkisiyle olacak, baro ile yabancı sermaye ağırlıklı bazı özel hastanelerle sağlık hizmetleri konusunda  yapılan bir sözleşme bile, avukat kamuoyuna “sağlıkta devrim” diye sunulmuştu. Buna göre, sözleşme yapılan bu özel hastanelere başvuran avukatların yatarak tedavilerinde yapılacak ödemelerin %80’i baro tarafından karşılanacakmış.

 

Hadi, kamu hastaneleri bir yana, yurdumun güzelim yerli özel hastaneleri dururken bu yabancı hastane ilgisi, tanzimattan gelen bu Frenk merakı nedendir ? Bu nasıl devrimcilik, kemalistlik,  sosyalistliktir.

 

Türkiye Barolar Birliği’nin kurduğu sosyal yardımlaşma ve dayanışma fonundan karşılanacağı anlaşılan bu yardımın baro tarafından karşılanıyormuş gibi yansıtılması da ayrı bir soru işareti olacaktır herhalde. Öyle ya, imzacılardan birisi de birlik.

 

Neyse, bunları bir yana bırakıp bendenizin de baronun yaptığı bu ‘sağlıkta devrim’den yararlandığımı belirtmek isterim efendim.  Nasıl mı?

 

Geçen hafta gittiğim baro sosyal tesisinde üşütmekten olacak ki, Pazartesi sabahı soğuk algınlığından dolayı işe gidemedim. Hanımın önerisiyle doğrudan baronun anlaştığı ecnebi ismi olan bir hastanenin kapısını çaldım. Aman ne ilgi, ne alaka. Kapıdaki güvenlik görevlileri, baro mensubu olduğumu söyleyince “Guten morgen, Herr Şimşek” dediler. Hayretler içinde kaldım. Oysa adımı bile daha söylememiştim. Hiç hasta kayıt işlemlerini bile yaptırmadan bir refakatçi kadın görevli eşliğinde doktorun huzuruna çıktım. Doktor ayakta tedavimi yaparak ilaçlarımı yazmıştı. Hiç para vermedim. Hizmet yüksek düzeyde, ilgi ve alaka büyüktü. İlaçları mı bile bana kendileri beleş vermişti. Aman tanrım, bir rüya gerçek olmuştu. İşte ‘devrim’ buydu. Bana ne sosyalist veya milli demokratik devrimden, ben anlamam toptan ve tüfenkten.

 

(Editörün Notu; Yazarın bu yazısındaki bir kısım görüşler tamamen hayal mahsülü, gerçek dışı ve kurgusaldır. Yazılanların gerçeği yansıtmamasından gazetemiz sorumlu değildir.)  

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>