HERKES İÇİN ADALET ADALET İÇİN AVUKAT|Pazar, Eylül 21, 2014
  • Sosyal Medya

AİHM basın özgürlüğü davalarında Türkiye şampiyon 

aihmışılkarakaşProf. Dr. Işıl Karakaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne seçilen ilk Türk kadın yargıç. Üç yıldır görev yaptığı mahkemede Rus yargıçtan sonra en çok iş onda. Çünkü Türkiye’den başvurular her gün daha da artıyor. Karakaş’ın, dosyaları azaltmak için en büyük umudu, AİHM’de yeni oluşturulan tek hakimli inceleme mekanizması

İstanbul’da doğdum, büyüdüm. Ailem de İstanbullu. Tabii hiçbir yer İstanbul ile mukayese edilemez. Fakat Strasbourg’da yaşamın kolaylığı günlük hayatınızda büyük avantajlar sağlıyor. Beş dakika sürüyor kaldığım evle mahkemenin arası. Giderken ailemden ve eşimden, buradan uzak kalacak olmak beni düşündürmüştü. Artık alıştım, 1 Mayıs’ta üç yıl olacak. Neredeyse ev diye orayı kabul edeceğim. Çok iyi dostlar edindim. Asıl, eşim (Prof. Dr. Eser Karakaş) zor durumda. O her hafta salı veya çarşamba günleri geliyor; hafta sonları İstanbul’a dönüyor. Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki idari görevlerini bıraktı. Ben de yazları Türkiye’ye geliyorum. İyi ki, bir buçuk aylık adli tatilimiz var. Yoksa bu işin altından kalkmamız mümkün değil. Çok dava olan ülkenin hakiminin de işi çok oluyor. 35 kişilik Türk hukukçu ekibiyle çalışıyoruz. Onlar dosyaları hazırlar ama milli hakim, ülkesinin her davasına girmek zorunda. Akşamları saat yediden önce mahkeme binasından çıktığım görülmemiştir. Maddi olarak kazancı iyi elbette ama öncelikli olan maddi durum değil, şerefli bir görev bu. Avrupa’da insan haklarını koruyorsunuz bir defa. Alanım da bu. Ben uluslararası hukuk profesörüyüm, hem AB hukuku, hem de insan hakları hukuku uzmanlık alanım. Tabii teorik olarak bilmek çok farklı. Şimdi mutfaktayım, gerçekten zormuş. Tecrübeli hakimler, bu süreci çabuk atlattığımı söylüyorlar. Rıza Türmen 10 yıl görev yapmıştı.  Başlarken bana tecrübelerini anlattı, yol gösterici oldu. Altı yıl için seçilmiştim ama Haziran 2010’da yürürlüğe giren 14. Protokol’le hakimlerin süresi dokuz yıla çıkarıldı. 1 Mayıs 2017’de bitecek sürem.
LİBERAL DEMOKRATIM
Nişantaşı’nda, Nilüfer Hatun İlkokulu’nda okudum. Galatasaray Lisesi’nden 78’de mezun oldum. Önce Marmara Üniversitesi İşletme Bölümüne girmiştim. Hiç sevmedim, orayı bırakıp tekrar üniversite sınavına girdim. Siyasal’ı kazanınca sevindim, hakikaten diplomasiyi de istiyordum. O yılların ortamında kolejli cici kızlar grubuyduk. Dersimize girip çıkıp evimize gidiyorduk. Sonra zaten 12 Eylül oldu, kimse siyaset yapamadı. Gençliğimde siyasetle ilgilenmedim. Dünya görüşüm için, liberal demokrat diyebilirim. Eskiden beri böyleydi aslında. Ne aşırı sol hareketlere, ne de sağ hareketlere ilgi duydum. Hep demokrat, insan haklarından, özgürlüklerden yana oldum. Şiddete karşıydım. Sol ideolojinin insan hakları yaklaşımı bana uygun gelen bir görüş değildi. Abant toplantılarına da tamamen akademik bir bakış açısıyla katıldım. Orada Gülen hareketine mensup kişiler, liberal görüşteki insanlarla birlikte toplantı düzenliyorlar. Bir öğretim üyesi görüşlerini açıklamak için uygun bir toplantı varsa katılır, niye katılmasın?
AİHM
İşkence izi uzmanı oldum
Hükümet, AİHM için kadın aday bulmakta problem yaşıyordu. Türkiye’de maalesef iki dil bilen ve hukukçu olan çok fazla kadın yok. Ben de o sırada Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde dekan yardımcısı ve Avrupa Araştırma Merkezi Müdürü’ydüm. Yıllarca Galatasaray ve Bahçeşehir üniversitelerinde Avrupa Birliği ve insan hakları hukuku dersi verdim. Mütevazı olamayacağım, demek ki niteliklerim uygunmuş. Avrupa Konseyi’nde mülakat yapan komisyon üç aday arasından beni tavsiye etti. 178 üyenin 136’sının oyuyla seçildim. İnsan hakları hakimi olarak insanın ruhunu sızlatacak olaylarla karşılaşıyoruz. Dosyalarda işkence veya kötü muamelenin izleri en ince detaylarına kadar yer alıyor. Artık o alanlarda medikal eksper oldum diyebilirim. İnsanı rahatsız edecek, gece uykusuna girebilecek konularla baş etmeye çalışıyorsunuz. Şimdi özellikle işkence ve kötü muamelelerde tazminat miktarlarını yükselttik. 
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ
Rusya’yla yarışıyoruz

AİHM kararlarında gazetecilere verilen hürriyeti bağlayıcı cezalar, her zaman mahkum olmuştur. AİHM, “Basın kamunun bekçi köpeğidir” der. Zira toplumun her konuda, her yönde bilgilenmesi gerekir. Türkiye, basın ve ifade özgürlüğüyle ilgili başvurularda şampiyon. AİHM’de, en fazla ifade özgürlüğü ihlalinden mahkum olan ülke Türkiye. 175 davada mahkum olmuş bugüne kadar. Hemen arkamızdan gelen Avusturya’nın 32, Fransa’nın 16 mahkumiyeti var. İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Türkiye’de basının ABD’den daha özgür olduğunu neye dayanarak söylüyor? 301 gibi bir madde yerinde durdukça Türkiye’de ifade özgürlüğü sorunları devam eder.  Niçin kendimizi ihlalde birinci durumdaki Rusya ile kıyaslıyoruz? İspanya ile kıyaslayalım. İspanya demokrasiye 1977’de geçti ama bugün AİHM’de en az mahkum olan, hakkında en az başvuruda bulunulan ülkelerden biri.

TÜRKİYE DOSYALARI
Başvuruların yüzde 40’ı elenmeye müsait

Türkiye’den gelen dosya sayısı şu anda 19 bine yakın. Bu yıl 6 bin 500 dosya geldi, bir önceki yıl 4 bin 500’dü. Başvurular sürekli artıyor; yüzde 30’luk bir yükselme var. AİHM’in yapısı bu kadar çok başvuruya cevap vermeye uygun değil. Bizde de yargı süresi uzuyor, AİHM sözleşmeyi ihlal eder hale geliyor. Fakat 2010’da yürürlüğe giren 14. protokolde yeni mekanizmalar kuruldu. Artık bir hakim ve bir hukukçu, temelsiz dediğimiz veya şartları yerine getirmeyen başvuruları ayıklayacak. Türkiye’den gelen başvuruların yüzde 40’ı böyle elenmeye müsait. Rusya birinci ama orada bu oran tam tersi. Türkiye’den gelen davaların en az yüzde 40’ı, yargılama veya tutukluluk sürelerinin uzunluğundan. Yargıtay’ın tutukluluk süresini 10 yıl olarak kabul etmesi bence yanlış bir yorum. Mutlaka tutuklu yargılamak zorunda değilsiniz. Son çaredir tutuklamak. Kaçma şüphesi de tutuklama gerekçesi olamaz. Devlet, sanığı kaçırtmayacak. Delillerin karartılması için de mahkemenin sağlam gerekçeler sunması lazım. Türkiye’yi mahkum ettiğimiz yüzlerce kararın gerekçesi şu: Hakimler, kalıplaşmış cümlelerle tutukluluğun devamına karar veriyorlar. Çoğu zaman, “Tutukluluğun devamına” deyip geçiyorlar. Gerekçe göstermiyorlar.

ÜNİVERSİTE
Hem siyasal hem hukuk okudum

Ben SBF’de öğrenciyken Eser Karakaş da İktisat Fakültesi’nde asistandı. 82’nin sonunda evlendiğimde dördüncü sınıftaydım. Sonra İngilizce öğrenmek için bir yıl Boğaziçi’ne, Yabancı Diller Okulu’na gittim. O sırada Siyasal’da asistanlık kadrosu açıldı, oraya asistan olarak girdim. Hukuk fakültesini okumamı Prof. Dr. Duygun Yarsuvat’a borçluyum. Ben devletler hukukuna girmiştim. Bana “Böyle olmaz. Sen bir de hukuk fakültesini oku” dedi. Hukukta öğrenciyken, hem asistan, hem evli, hem de anneydim. Hukuk okumakla çok iyi karar vermişim. Gerçekten hukuk eğitiminin çok faydasını gördüm. Siyasal da bana hukuka çok katı bakmamayı öğretti. Bursla master yapmak için bir yıl Fransa’ya giderken kızım bir yaşındaydı onu da götürdük. Biraz zorlandık ama üstesinden geldik. Aile soyadımız Ergüvenç’tir. Fakültelerden de Karakaş diye mezun oldum. Makalelerim, kitaplarım hep Karakaş imzalı. O zaman iki soyadını birden kullanma imkanı yoktu.

TÜRBAN
Başı açık kız da baskıdan yakınabilir

Şu anda üniversitelerde fiili bir durum oluştu, türbanlı öğrenciler giriyorlar. Türkiye yeni hukuki düzenleme yaparsa birisi başvuru yapıp kendisinin mağdur olduğunu iddia ederse AİHM yeniden karar verir. Bir kere karar verdik bu bitmiştir diye bir şey yok. Mesela mahkememiz, Fransa’da liselerde türban yasağını aykırı bulmadı. Ben de tamamen katılıyorum. Öğretmen de türban takamaz. Kamu görevlilerinin takması yasağı da aykırılık oluşturmaz. Mahkememiz, dinle ilgili meselelerde devletin tarafsız olmasını ister. Devlet aparatındaki kişilerin nötr olması gerekir. İsviçre’de bir yuva öğretmeninin başını bağlamasının yasaklanmasını mahkeme uygun buldu. Türkiye’den gelen türbanla ilgili başvurular Leyla Şahin kararı doğrultusunda geri çevrilir. Bugünden sonra ne gelebilir? Başı açık bir kız, “Türban takanlar benim üzerimde baskı oluşturuyor” deyip davası bize kadar gelirse o zaman AİHM tekrar bakar.

ÖĞRETİM ÜYELİĞİ
Ders anlatmaktan bıkmışım

AİHM’e seçilince 99’dan beri çalıştığım Galatasaray Üniversitesi’nden ayrıldım. Profesörlük kadrosunu saklı tutmak istemedim. Onları da rahat bıraktım kendimi de. Dönünce ne yapacağım konusunda net bir fikrim yok. Ama öğretim üyeliği yapmak istemiyorum doğrusu. Ders anlatmaktan bıkmışım herhalde. Bu kadar pratiğin içine girdikten sonra teoriye dönmek zor geliyor. Strasbourg’daki hukukçu arkadaşlardan bir ekip kurduk. Bir grup çalışması olarak hakimlerimize, avukatlarımıza yardımcı olması için bir Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Mahkeme içtihadı kitabı hazırlamaya başlıyoruz. İnşallah bir buçuk yıl içinde bitireceğiz, sonra da o kitabı sürekli güncellemek gerekecek.
REFERANDUM
Anayasa Mahkemesi ilk sınavını verecek

12 Eylül Anayasası’na tabii ki, hayır oyu vermiştik. Bir liberal demokrat olarak ne oy verebilirim? Askeri darbelere karşıyım elbette, ne moderni ne postmoderni. Son referandumda burada olmadığım için oy kullanamadım. Malum yurtdışındaki Türkler henüz oy kullanamıyor. Ama anayasa değişikliğini yararlı buluyorum. Yargıyla ilgili düzenlemelerin nasıl çalışacağını zaman gösterir. İstinaf mahkemelerinin kurulması çok iyi. Yargıtay’da yeni daireler kurulması da yararlı. Yargıtay’daki süre uzunluğu problemini çözebilir. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkıysa, Almanya ve İspanya’daki gibi işlerse Türk hukuk düzenine büyük katkı sağlar. Bakın İspanya’nın nüfusu 40 milyon dolayında ama oradan AİHM’e gelen dosya sayısı yılda 30-40’ı geçmiyor. Türkiye’de bizim içtihatlarımız uygulanmazsa yolu uzatmaktan başka bir işe yaramaz. AİHM bu yol etkili değil, işe yaramıyor derse o zaman iskambil kağıdından kule gibi yıkılır. Örneğin Anayasa Mahkemesi tutukluluk süresiyle ilgili bir başvuru önüne geldiği zaman nasıl karar verecek? AİHM içtihatlarını mı izleyecek yoksa Yargıtay 9. Daire’nin yorumunu mu?

 

 

 

 

 

Benzer Yazılar:

About the author: Nejat Kazan

lawyer

Yorum Ekle